34. Kitap Kulübü : Kanuni’nin Yahudi Bankeri Dona Gracia – Aaron Nommaz

Yayınevi : Destek Yayınları

Sayfa Sayısı : 424

“Hususi birtakım şartlar Avrupa Yahudileri ile Osmanlıları, Haçlı Hıristiyan Avrupa karşısında bir nevi dayanışma ve işbirliğine sevk etti. Asırlardır birlikte var olmak suretiyle iç içe geçmiş ortak tecrübeler ve olumlu hatıralar Türklerle Yahudileri bir aile yapmıştır.”

-Halil İnalcık-

Papa’dan Şarlken’e, I. François’dan Portekiz ve İspanya krallarına, Macar kraliçesinden Medici’lere, XVI. yüzyıl Avrupa’sının en büyük güç odaklarının dize getiremediği, dünyanın en zengin kadını Dona Gracia’nın muhteşem hikâyesi.

-Bu güç odaklarından canını ve servetini nasıl kurtardı?

-Avrupa’nın her yanındaki sinagogları nasıl birer istihbarat merkezi haline getirdi?

-Bu istihbaratı sunduğu Kanuni’nin eli, Avrupa karşısında nasıl güçlendi?

-Kanuni, Dona Gracia’yı neden ısrarla Osmanlı topraklarına davet etti?

-Sarayda nasıl ve neden vazgeçilmez oldu?

-Hürrem Sultan’la yakın dostluğu sayesinde elde ettiği gücü nasıl kullandı?

-Sokullu’yla giriştikleri amansız mücadele hangi sonuçları doğurdu?

-Kıbrıs’ın fethinde Yahudi parmağı var mı, Kıbrıs’ın fethine neden bu kadar önem veriyordu?

-Osmanlı’da ticaret, bankerlik ve özel girişimin devrinin çok ilerisinde olmasındaki en büyük pay Dona Gracia’nın mıydı?

-Yahudileri kovmak, İspanya ve Portekiz’e nelere mal oldu?

 

 

“Kimi Musevi din adamlarının ‘Tek Kral, Tek Din’ inancını savunduğunu biliyordum. Ama artık ben bu yaşımda emindim ki, kim insanlığı tekleştirmek isterse, mutlaka büyük sancılar yaşanıyor. Bunu deneyenler başaramadı. Muhtemelen gelecekte deneyecekler de başaramayacak.”

 

Kasım ayı (34.) kulübümüzde iki kitabı konuk ettik aramıza. Kanuni’nin meşhut bankeri Sinyora Mendes bu konuklardan birisiydi. Bu ay için dönem başında belirlediğimiz kategorilerden ‘biyografik’ roman tercihimizi Aaron Nommaz’ın kitabından yana kullandık.

Roman tercihini yaparken nispeten daha yabancı olduğumuz bir dönemi, kişiyi tanımak amacıyla hareket ettik.

Engizisyonun gölgesinde geçen bir kitaptı. Ta ki Dona Gracia Osmanlı topraklarına gelene kadar. Bugünkü Portekiz topraklarında yaşayan Gracia Musevi, köklü bir ailenin en büyük kızı. Hayatı büyük sorumluluklar, zor kararların altında geçmiş. Musevilerin ve Müslümanların o dönem için yakın tarih olarak bahsedilecek geçmişinde büyük zulümler gördüğü bir toprak Portekiz. Çok sayıda kıyım görmüş, katledilmiş Hristiyan olmayan insanlar. En sonunda ya gerçek dine (!) geçersiniz ya da buradan gidersiniz denilmiş kendilerine. O coğrafyanın ticaret ehli Museviler, kültür, bilim kaynağı Müslümanlar olmasına rağmen.

Dona Gracia’nın ailesi dışarıda Hristiyan gibi davranan gizli bir Musevi ailesi olarak kalmışlar kendi ülkelerinde. Fakat Engizisyon adım adım topraklarına yaklaştıkça tehlikenin kokusunu almaya başlıyorlar. Onlar için tehlikenin kokusu zaman zaman şahit oldukları, büyüklerinden sıklıkla dinledikleri hikayelerdeki yanık insan kokusu… Engizisyon denildiğinde burunlarının direkleri bu kokuyla sızlıyor.

Engizisyon sadece Musevileri değil, Müslümanları, Bilim insanlarını, Protestan mezhebinden Hristiyanları hedef alabilecek kadar gözü dönmüş bir mahkeme. Kiliseye dinin kendi öğretileriyle değil baskıyla insan çekmeye çalışıyorlar.

Öyle bir mahkeme kuruyorlar ki söylentiyle içeriye alınabiliyorsunuz, daha ifade vermeden işkence edebiliyorlar, aleyhinize olan her şahit dikkate alınırken lehinize bir şahit çıktığında dinlenmediği gibi kendisi de işbirlikçi olarak içeriye, işkenceye alınıyor. İşkenceye bir sanat muamelesi yapan bu oluşum insanlık tarihinin en utanç verici dönemlerinden birisini yaşatmış Avrupa’ya.

Dona Gracia ailesinin sahip olduğu serveti bir silah gibi kullanmayı başarıyor uzun süre. Bu servet hem en büyük talihsizlikleri hem en büyük şansları. Kendi ailesini korumaya çalışırken bir yandan da kendi halkına kol kanat germeye çalışıyorlar.

 

Okuma grubunda neredeyse hepimiz için en tüyler ürperten bölüm küçük bir çocuğun sadece tavandaki delikten ışık geldiğini söylediği için insanların saldırısı sonucu çıplak elle parçalandığı kısım. Galeyana gelen bir kalabalığın yapabilecekleri hepimizin kanını dondurdu.

Kitapta en dikkat çeken en çok hoşumuza giden kısım da Dona Gracia’nın İstanbul’a ilk geldiği bölüm, ilk izlenimleri ve kitap boyunca sıkça sözü geçen Osmanlı Devletine karşı bakış açısı. Dönemin medeniyet beşiği Osmanlı Devleti, özgürlükler ülkesi, kimsenin dinine mezhebine, ırkına göre ayrışmadığı bir ülke, zulüm görenlere kucak açan bir ülke.

Kitabın bir bölümünde “Herkesin kendi asma ve incir ağacı altında huzur içinde oturduğu ülke” diye bahsediyor Osmanlı’dan.

Herkesin kendinden vazgeçmeden, kendi inançları, tercihlerini rahatça, özgürce yaşayabildikleri barış ortamlarının Dünyanın dört bir yanında hızla artması dileklerimizle…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.