Cep Herkülünün Özgürlük Haykırışına Tanık Olun : Naim Süleymanoğlu

“Dağlar belki karlıdır, yollar uzun kanlıdır

Güneş doğar her bir gün ve her gün beni kandırır

TÜRKİYE’m hiç dilimden düşmeyen bir şarkıdır

Bir derdin varsa söyle Naim gelir kaldırır

Zalim dünyama olmuş herkes alim

Hayat sana ağır geldi kalmadı mecalin

Kalbimizde varsın bizim her zaman her daim

Şampiyondur küçük dev Süleyman oğlu Naim”

Mustafa Uslu’nun bu ‘biyografi’ serisinin en sıkı takipçisi olabilirim. Hele ki çok iyi bilmediğim kişileri ve olayları anlatıyorsa izlemesi ayrı bir keyif… Halter sporu denilince akla gelen ilk isim Naim Süleymanoğlu ve Halil Mutlu olur genellikle. Bizim jenerasyon onların aktif sporculuk dönemini canlı izleme keyfini yaşayamadı. Fakat Naim Süleymanoğlu’nun getirdiği o ilk olimpiyat altınının açtığı yol sonrasında başka olimpiyat oyunlarında yeni madalyaların yolunu açtı gençler için.

Film Naim Süleymanoğlu’nun çocukluğuyla, halterle tanışmasıyla başlıyor. Dünyaca ünlü bir sporcu olduğunda Bulgaristan Komünist Yönetimi için bıçak sırtı bir durum haline geliyor. Çünkü dünyadan gizledikleri bir faşizmle kendi sınırlarında yaşayan Türklere büyük bir baskı politikası uyguluyorlar. Bu baskıyı aynı ölçüde uygulayamayacakları kadar popüler durumda Naim. Bunu bir silah gibi kullanmaya çalışıyor hükümet. Yaptıkları her şeyin aslında Türklerin isteğiyle olduğunu, Türklerin tüm değişikliklerden memnun olduğunu göstermenin bir yolu olarak görüyorlar Naim’in popülaritesini. Fakat içinde bu haksızlıklara karşı kocaman bir isyan büyüyor Naim’in. Sürekli denetim altında, her adımı gözlenirken içinde büyüyen o isyan tüm zorbalıklara galip geliyor ve tüm Türkiye’nin bildiği bir kaçış serüveninin başkahramanı oluyor. Öyle bir kaçış ki nefes almadan izledik sahneleri.

Türkiye hava sahasına girdiğinde selamlama sahnesi vardır. Film vizyona girmeden önce yayınlanan teaserlardan birisi. Eren Bülbül anıldı bu sahneyle. İnsanın boğazında kocaman bir yumru oluyor onun ismini duymak. Büyüyebilseydi, hayatı ondan haince çalınmasaydı belki başka kahramanları selamlayacaktı o da gerçek hayatta… Belki biz tanımayacaktık adını, iyi ki varsın demeyecekti milyonlarca insan ama varsın demeyelim, o var olacaktı, bu memleketin yiğit bir delikanlısı olarak aramızda yaşayacaktı… İşte o teaser;

Filmin içerisindeki bir çok ayrıntı üzerine uzun uzun konuşabiliriz. Özeleştiri yaptığımız bazı sahneler de mevcuttu. Mesela Melburne’de Naim’e yardım eden Türkler;

“Senin yaşını büyüttüler, olimpiyatlara katılabilmen için. Bizim memlekette  de on yedi yaşındaki çocuğun yaşını büyüttüler, asabilmek için.” Diyor Naim’e.

Bir de hocasının yolun başındayken yoluna ışık tutan bir sözü var;

“Gölgede duranın gölgesi olmaz Naim! Güneşte durasın ki senin gölgen olsun, insanlar gölgene toplansın.”

Onu yetiştiren hocasının şartlar içinde ne kadar mümkünse, Naim’e kol kanat gerişi meselenin ırk değil vicdan meselesi olduğunun en güzel kanıtıydı.

Filmin müzikleri de ayrı bir parantezi hak ediyor. Fazıl Say’dan “İnsan İnsan”, Cem Adrian’dan “Sen Gel Diyorsun” normalde de defalarca dinlenecek türden olduğu gibi, film içinde tercih edildiği sahnelerde verdiği etki oldukça katlanmış… Bir de film bittiğinde Eypio’nun film için hazırladığı şarkı var. Sözleriyle o kadar güzel özetliyor ki Naim’in hikayesini, filme gitmeden dinlemeye başlayıp filmin etkisinden çıkana kadar dinlemeye devam ettim diyebilirim.

Türkiye’ye kaçmadan önce Naim’e zorla yaptırılmış bir açıklama vardı. İstemediği bir açıklamayı baskı altında okuduktan sonra hiç yerinden kalkmamıştı. Herkes salonu boşalttıktan sonra ağladığı sahne, özellikle yaşı da düşünülünce iç acıtan cinstendi. Bu da bir çeşit tecavüz, bir çeşit saldırıydı. Nihayet amacına ulaşıp bir sporcunun ulaşabileceği en yüksek platform olan Olimpiyatlarda rekor kırarak tüm mikrofonların kendisine çevrilmesini sağlıyor. Bu kez karşısında sadece Türkiye medyası yok. Tüm dünya basınına kapak oluyor. İşte o zaman yaptığı konuşma film boyunca sustuklarının en güzel özeti.

“Ben Naim Süleymanoğlu. Bugün ve bundan sonra kırdığım her rekorun ardından, kazandığım her madalyanın ardından özgürlük, özgürlük, özgürlük diye haykıracağım. Bunu sadece Bulgaristan’da yaşayan Türkler için değil özgürlüğü elinden alınmış herkes için yapacağım. Bir gün öleceğimi bilsem de bu haykırışımdan asla vazgeçmeyeceğim.”

Herkesin doğduğu topraklarda, atalarının mezarlarını terk etmek zorunda kalmayacakları, huzur ve barış içerisinde yaşayabileceği bir dünya dileğiyle… Hala vizyondan kalkmadan gidin izleyin… İyi Seyirler….

Fragman;

Eypio’nun şarkısını dinlemek isteyenler için;

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.